ben bir küçük cezveyim

köşe bucak gezmeyim

Perşembe, Ekim 06, 2005

şlomo

Sabah zorla kalkıp hastaneye gittim. Gider gitmez acilde kanepeye yattım. Yengem aradı, ahmetin annesi. Amcanla konuş, çocuğu geri getirsin vs diyor. Önce konuşamam dedim. Baktım yengem anlamıyor, iyi tamam konuşurum dedim. Amcamı gördüğüm mü var da konuşayım. Hem onların işinden bana ne. Yengemin olduğu kadar amcamın da çocuğu. Hepsi yengemde kalacak değil ya. Neyse öğlenden önce sertan aradı, acildeki kanepelerin müsait olup olmadığını sormak için. Müsait değil, burada yatamazsın dedim. Öğlende fethi geldi ve yattı, ama yonca ile benim sürekli konuşmamız yüzünden uyuyamadı ve sonunda gitti. Sema geldi. Kanepeyi açtık ve beraber yattık. Karşı kanepede de yonca ve sevim. Saat 3 e kadar uyuduk. Bu arada sertan, suat, Hayriye ve Aynur, esra hanım geldiler. Hepsini zorla postaladık. Bugün acil anestezi odası görülmeye değerdi. Nöbetçilere acili devredip emek sinemasına gittik. bugünkü filmi gerçekten çok beğendim. Hem ağladım hem de güldüm. Son zamanlarda seyrettiğim en güzel filmdi.
‘Yıl 1984. Yirmi altı Afrika ülkesinden binlerce kişi Sudan'daki kamplarda açlıkla pençeleşmektedir. İsrail ve Amerika’nın insiyatifiyle gizli bir operasyon başlatılır. Binlerce Etiyopyalı Yahudi, İsrail’e gönderilir. Hıristiyan bir anne 9 yaşındaki oğlunu açlık ve ölümden kurtarmak için Yahudi olarak gösterir ve oğlunu kendi elleri ile İsrail'e gönderir. İsrail’e yetim bir Yahudi çocuk olarak varan küçük Şlomo, Tel –Aviv’de yaşıyan Sefarad bir Fransız aile tarafından evlat edinilir. Etiyopya’da bıraktığı annesine büyük özlem duyan Şlomo, yeni hayatına alışırken, sakladığı büyük sırrın altında ezilir. Her ne kadar Şlomo’nun yeni ebeveynleri küçük çocuktan sevgilerini esirgemeseler de, İsrail’de herkes Şlomo’yu kabul etme konusunda yeni ailesi kadar istekli değildir. Şlomo derisinin rengi yüzünden Yahudi topluluğu tarafından şüpheyle karşılanmaktadır. Büyür, okulunu bitirir, ama sırrını kimseye söyleyemez, geride bıraktığı annesini bir gün bulma umudunu da asla kaybetmez. Aşık olurken bile aynı korkuyu yüreğinde hisseder: Ya yalancı olduğu ortaya çıkarsa?’
1 saat 45 dakika sürdü. Diğer filmler daha kısa idi. Ama bunda acaba ne zaman bitecek diye hiç düşünmedim. İnanamıyorum! Nette taradım ve gördüm ki bu film hayat treninin yönetmeninin filmi imiş. O filme de bayılmıştım.Filmden sonra kafe fotoğrafta her zamanki güveçte köftemizi yedik. Ezanı duymadığımız için de fethiyi arayıp ezanın okunup okunmadığını sorduk. Sema tulumba tatlısı istiyor diye istiklalde tulumba aradık. Sarayda bulduk. Ama masa yoktu. 6 kişil masada oturan 2 ayrı grubun arasına da biz oturduk. güllaç yiyen 2 adam sürekli güllacın kötü olduğundan konuşup duruyorlardı. Ben de onlara savoyda çok güzel olduğunu söyledim. Oradan çıkıp meydandaki kafemize gittk. Acı birer kahve içtik. Sonra da dağıldık. Eve geldiğimde amcamlar yine yoktu. Berat yarın geliyor. Yarın güya hastaneye gitmeyecektim. Annemin gönderdiği yiyecekleri almak için hastaneye gitmem gerekecek, çünkü berat eve gelmeyecekmiş.

1 Comments:

At 7/10/05 12:14, Blogger ak said...

zekiyecim gecen aksam ntv'de o filmle ilgili kisa bir bolum seyrettim..o kisacik goruntulerden bile cok etkilenmistim.dun aksam da kisametrajlı film tanıtımı vardı ntv'de(sanırım ntv)orda da yasadışı yollardan iltica etmek isteyenlerin yakalınışını anlatan bir film beni cok etkiledi.her iki filmde de insanlarin hayatta kalmak,yaratılıştan hakları olan insanca yasama hakkını elde etmek için neler yapılabilecegi cok guzel vurgulanmış.bunları gorup Allaha şukretmemek buyuk bir nankörlük olur.

 

Yorum Gönder

<< Home