ben bir küçük cezveyim

köşe bucak gezmeyim

Salı, Kasım 22, 2005

istanbuldayım

Çerez mahiyetinde yazıyorum. Bir türlü yazmaya fırsatım olmadı. Sondan başa doğru gitsem daha iyi galiba. Dün sabah çalışmayacağım halde hastaneye gittim. Hazırladığım posteri (antalyadaki kongre için) esra hanıma gösterdim, beğendi. Sema ile öğle yemeğini hastanede yiyip çıktık. Vapurla karalöyden kadıköye geçtik. Semanın dışarıda çay içme merakı yüzünden bu soğukta dışarıda oturduk. İstanbul ne harika ya. Vapurları, martıları, sultanahmeti, ayasofyayı, Topkapı sarayını seyretmek ne muhteşem. Kadıköyde önce ablamların uçak biletini aldım sonra da ozalitçiye gittik. İşimiz tahmin ettiğimizden kısa sürdü. Eve gittiğimde ablam bütün evi kaldırmış temizlik yapıyordu. Sağolsun her geldiğinde yaptığı gibi camları silmiş, bütün tül ve perdelerimi yıkamış, halılarımı silmiş. Biraz uyudum ve Muhammed eminin vızıldamaları ile uyandım. ‘Annee, canım sıkılıyor, anne canım sıkılıyor ‘ deyip duruyordu. Tabii neden dediği belli. Hadi hazırlanın capitole gidelim dedim. Tabii acayip mutlu oldu. Capitoldeki havuzu çok seviyor. Müziğin ritmine göre fıskıyelerin su püskürtmesi değişiyor. Ablam mağazaları gezindi, beyazıtın izin verdiği ölçüde. Ablam kabinde bişeyler denerken ben sürekli beyazıtın peşinde sağa-sola koşturdum. Yemek yedik ve eve geldik. Ablam kaldığı yerden iş yapmaya devam etti. Gece geç vakitte yattık. Sabah erkenden her yer kar olmuştur tedirginliği ile kalktık. Allahtan fazla kar yoktu. Erkenden taksiye bindirip onları gönderdim. Hastanedeyim ve asistan odasında bunları yazıyorum. Hoca ve uzmanlar arkamda dönerin azlığından, ameliyat sayılarının azlığından konuşup duruyorlar. Bu akşam nöbetçiyim. Tezim Cengiz abide, biraz evvel aradım, kontrol ettiğini söyledi. Ne derece doğru bilmiyorum, kendisi artık başhekim. Beni başından savmak için bakıyorum dememiştir İnşallah.Cuma günü işim biterse bastırmak istiyorum.

Perşembe günü hastanede ilk günümdü (izin dönüşü). Bayağı özlemişim. Son birkaç gün fazla gelmişti. Hoca benim zinimi 5 gün aldığımı ama gelmediğimi düşünerek bana kızıyormuş. Yanına elimde bir poşetle gittim (sema beni ylaka asistan diye nitelendirdi). O ağzını açmadan iznimi 10 gün aldığımı söyledim. Sonra da senenin ilk kahvaltısını Cuma günü yani ertesi gün yapmak istediğimi söyledim. Tamam dedi. Sonra da elimdeki peşeti verdim. İçinde ne olduğunu sordu. Fındık, bahçemizin limonları, taze mısır unu ve çökeliği gösterdim. Çok sevindi. Sema, fethi, esra hanım ve Cengiz abiye de limon ve fındıktan oluşan bir paket yapmıştım. O gün çıkışta gimaya gidip market alışverişini yaptık. Esra hanımla bereber hazırlayacaktık ve esra hanım hamile olduğu için alışverişi ben yaptım diğer yapılacak şeyler de bana kaldı. O sadece patatesli börek ve kek yaptı. Akşam ablamlar gittikleri fatihten çok geç vakitte döndüler ve ben onlar gelene kadar mutfatta bayağı çalıştım. Kek, yoğurtlu mayonezli salata yaptım. Ablam da turşu kavurdu. Annemin yapığı su böreğini çıkardık. Közlenmiş kırmızı bibere ilaveler yaptık. Annemin yaptığı dut pekmezini tahinle karışıtırıp içine şebin karahisar cevizi kattık. En çok da bunu beğendiler. Türkiyenin 1 numaralı cevizi imiş. Neyse ertesi gün sabah kalktığımda uykumu alamamıştım ve dışarıda yağmur yağıyordu. Muhammed hastaneye gelmek istediğinden onu da götüreceğime söz vermiştim. Onu kaldırıp hazırladım ve yola çıktık. Tabii evden çıkmadan ona uslu durması, şımarıklık etmemesi ve düzgün konuşması konusunda uyarılarda bulunduktan sonra. Hastanede gerçekten çk uslu görünüyordu. İlk önceleri canı sıkıldı ama sonra sertanla Fenerbahçe muhabbeti yaptılar ve kantine gitmişler (1 saatliğine sertana emanet ettim) sonra da sema ile polkiliniğe gitti. Kapıda bekleyen hastaları çağırmak görevini ona vermişler ve byağı hoşuna gitmiş. Sonra savoya gittik ve orda sertan sema fethi ile beraber oturduk. Hava karardıktan sonra istiklale sema ile beraber çıktık ama her tarafı kazmışlar. Sema ayakkabı ile geldiği için geri dönmek zorunda kaldı. Muhammed daha önce hiç kilise görmediği için önce st antuan mıydı adı tam bilmiyorum, istiklalin ortasındaki kiliseye gittik. Ona biraz kilise hakkındaki sorularını cevapladım. Beraber mum yaktık. Sonra hedef olarak galata kulesini seçip oraya doğru çamur içinde yürüdük. İkimiz de bayağı yorulduk. Kuleye çıkıp istanbulu seyrettik. Sonra da tünelden karaköye indik. Tunel de ona ilginç geldi. Balık aldık ve motorla üsküdara geçtik. Eve geleince ablam balıkları pişirdi ve akşam yemeğinde balık yedik. Ablam muhammede gününün nasıl geçtiğini sordu. Kilise için de ‘nasıldı? Huzurlu bir ortam mıydı?’ diye sordu. Muhammed de evet anne çok huzurluydu, çok sessizdi dedi. Sanırım sessizliği huzur olarak nitelendiriyor. Onun için çok güzel bir gündü. Böylece ona geçen sene söz verdiğim İstanbul modern gezisi yerine kilise+galata kulesi gezimizi gerçekleştrimiş olduk. Samsuna döndüğnde eminim ayşenura ballandıra ballandıra anlatır.

Cumartesi günü geç vakitte kalktık. Daha doğrusu ben geç kalktım. çünkü gece 4 te yatmıştım (poster yüzünden). Saat 15:30 daki Bağdat caddesindeki doktor randevumuza geç kaldık, tam 1 saat. Ogün zaten bütün işimiz ters gitti. Doktordan beyazıtı zorla çıkardık, oyuncakları bırakmak istemedi. Doktor Muhammedin ilacına devam etmesini söyledi. Yolun karşısındaki eczaneden almamız gereken şeyi unuttuk ve taaa Marks spencera kadar mağazalara bakarak yürüdük. M nad s da hava karanlık ve dışarıda yağmur olduğu için ablama alt kattaki ev dekorasyon bölümünü gezmesini (tabii benim niyetim sadece o bölümü değil, bütün mağazayı gezmesiydi) söyleyerek mağazadan çıktım. Eczaneye gidip dönene kadar sırılsıklam oldum. Mağazaya gittiğimde 2 kere soyunma kabinleri hariç her katı gezdim. Sonunda kapıdaki güvenlikteki kıza sordum. Anons ettirdi (hiç aklıma bile gelmemişti). Bu arada ablamın ilk geldiği güm Beyazıt sayesinde telefonu yine bozuldu. Meğer hala 2 kat aşağıda (ki ben 1 alt kata bakıp aaaaaa dekorasyon bölümünü kaldırmışlar diyerek 2 alt kata hiç inmedim) kokulu mumlar eşliğinde beni beklemişler. Çocuklar çok bunalmışlar ama ablam onları aramamam için yerinden kımıldamamış. Anonstan sonra birbirimiz bulduk ve dışarı çıktık. Yağmur tüm şiddetiyle devam ediyordu ve yol boyunca insanlar taksi bekliyordu. Her zaman param var, tüm taksiler benim derdim. Ama bu sefer bu mantık işe yaramadı, çünkü parası olan çoktu ama taksi yoktu. Sırılsıklam olduk. Sonunda Pendik Kadıköy tobüsü durak olmadığı halde bize acıdı ve durdu. Bu arada yanımızda sadece 2 çocuk yok, bir de güya gezmeye gideceğimiz acıbadem carrefourda rahatça gezmemiz için bebek arabamız var. Otobüs cadde boyunca taksi bekleyen bütün kadınları teker teker topladı ve sonunda kadıköye vardık. Biz hala alışveriş merkezine gitmeye kararlıydık, saat 8 olduğu halde. Ama orda yağmura çok daha şiddetli yağıyordu ve orada da taksi yoktu. Ben de bebek arabası aldığımız gibi şemsiye almamış ve incecik giyinmiştim, güya terlemiyeyim diye. Sonunda alışveriş merkezi sevdasından vazgeçip otobüse bindik. Bindiğimiz otobüs hem carrefourun hem de capitolün önünden geçtiği halde kimse gezme lafı etmedi. Eve vardığımızda Allaha şükrettik. Ertesi gün gideriz diyerek muhammede canını sıkmamasını söyledim. Ama o akşam amcam geldi (Ahmet cevherin babası) ve ertesi gün bizi eyüp sultana götüreceğini söyledi. Muhammed tabii çok üzüldü. Pazar günümüz de yollarda geçti. İstanbula henüz biraz yabancı olan amcam sayesinde bayağı dolaştık. Akşam fatihe amcamın evine gittik. Ablamın alışveriş yapamadım diye söylenmelerine amcam daha fazla dayanamayarak çocuklara bakacağını gidip biraz gezmemizi söyledi. O akşam amcam bayağı hayır dua almıştır, çünkü ablam istediği şeyi aldı. Akşam geç vakitte eve geldik. Ablam amcamın getirdiği çamaşırları yıkadı ve sökük giyeceklerini tamir etti.
Güya çerez olarak yazacaktım ama samsundaki son günüm ve dönüş günüm haricindekileri yazıverdim.

4 Comments:

At 22/11/05 15:00, Blogger zekiyee said...

evet denizkızı senin için yeterli mi?

 
At 22/11/05 15:43, Blogger denizkızı said...

:)) yeterli tabii,hele şükür yazdın yani.Özlemişim valla yazılarını.Yazılar çok küçüktü ama inat ettim okudum valla burnumu pc'ye yapıştırıp:))

 
At 22/11/05 16:01, Blogger Koyubeyaz said...

Aynen bende gobegimin musade ettigi kadar yapistim ekrana. Doktor hanimcim bu kucuk harf tutkusu nerden geldi sana. Yazmiyorsun diye azar atmaya geldigimde yazi ile karsilasinca hadi dedim vizildanmadan oku. Iyiki dondun ozledim seni..

 
At 22/11/05 18:56, Blogger zekiyee said...

teşekkürler ben de sizi özledim

 

Yorum Gönder

<< Home