ben bir küçük cezveyim

köşe bucak gezmeyim

Salı, Haziran 07, 2005

çeşm i cihan

Galiba telefonum kesik. Allah Allah ama ben dün kullandım niye şimdi kesik ki? Anlaşılan bu akşam nete giremiyorum. Halbuki ben bir İstanbul masalını seyrederken Amasra ve safranboluda yaptıklarımı anlatacaktım. Neyse ben yine de anlatayım. Disketle hastaneye taşırım.
Perşembe özelde nöbetçiydim. Akşam arka sokaktaki sitenin elektikleri gitti. Ve benim televizyonun kablosu da aynı zamanda gitti. Tüm akşamı tv siz seyrettim. Kurtlar vadisi de gitti. Tv olmayınca oda tamamen sessiz ve çekilmez oluyor. Tv olmasa nöbet tutamayacağımı anladım. Fethi ile tel de konuşurken odaya tel. geldi. Adamın biri beni tanımadın mı diyor. Garip bir ses. Oda sessiz, arka sokak karanlık ve bu telefon, aynı korku filmlerindeki gibi. Sonra şarjım olmadığı için cebi kapattım. Acilden tel. geldi. Adamın biri kalbinden kurşunlanmış. Allah dedim tüm geceyi ameliyatta geçireceğim. Hastayı ameliyathaneye aldık, kan olmadığı için ambulansla daha büyük bir hastaneye gönderildi. Bu heyecan da bana yetti. Sonra fethi aradı. Ödü kopmuş. Çünkü onların sokakta 2 el ateş edilmiş. (bize gelen adam) benim cep kapalı, elektrikler yok, bir de o telefon. Hastaneden zorla bana ulaştı da konuştuk.
Gece zorla uyudum. Sabah tam 7 de hastaneye vardık. Küçük bir otobüse bindik. Ali, sema, fethi ve ben 5 li koltuğa oturduk. hepimiz bacaklarımızı uzatarak yolculuk ettik. Arkası gayet eğlenceliydi. Önce safranboluya vardık. Çok da muhteşem değildi. Evlerin içi güzeldi. Evlerin her odası bir ailenin tüm ihtiyaçlarını görebileceği şekilde düzenlenmiş. Odada şömine benzeri ocak var. Küçücük bir dolap var oraya yatakları koyuyorlar. Yataklar alınınca ve altındaki kapak kaldırılınca orası banyo oluyor.
Ne dolaplar dönüyor sözü safranboludan çıkmış. Evin mutfağı koku olmaması için en üst katta bulunuyor. Yemek pişince bir alt kata misafirlerin olduğu kata geliyor. Merdivenin olduğu odayla (yada sahanlık mi denir?) diğer oda arasında bir dolap var. Odanın bu tarafından kadınlar yemeği koyuyor. Döndürülünce diğer odadan erkekler yemeği alıyorlar. Eve genç erkek misafir geldiğinde eğer o evde sevdiği kız varsa kız yemekleri dolaba koyarken yazdığı mektubu tabaklardan birinin altına koyarmış. Misafir erkek de (servisi gençler yaptığı için) mektubu diğer taraftan alırmış. Tabii kızın babası vs si alırsa ne olur bilinmez. Söz işte buradan çıkmış.
Safranboluda aile isimleri çok ilginç; akıllı kadılar, aygırlar, ayı Mahmutlar, mutlu ördekgiller, eğri boyunlular, yumuşak sakızgiller, cıkcıklar gibi.
Safranboluda her şey evlilik üzerine kurulmuş. Anlatılan her şeyde evlenecek gençlerle ilgili bir şeyler oluyor. Sema bir ara ‘bu evlilik muhabbetinden sıkıldım bu ne ya’ bile dedi. Rehberden öğrendiğimize göre safranboluda evlenecek genç kızlar erkek tarafından şunu istermiş;asri pencere (bu galiba pimapen gibi bişeydi, tam hatırlamıyom ne olduğunu), düdüklü tencere (bunun ne olduğunu açıklamaya gerek yok, siz de ben de anlıyoruz), dumansız baca (bunun anlamı galiba apartman dairesi idi), kaynanasız koca.
Safranboluda konaklardan birinin bahçesinde gözleme yedik. Oranın gazozu ünlüymüş. Normal gazoz işte, bir farkı yok. Bir de safranbolunun lokumu ünlü. Gezerken lokum satan dükkanlardan çıkıp ikramda bulunuyorlar. Ben kendime bir kutu oklum aldım. Handan dün gece aradığında kendi hakkını saklamamı söyledi. Haziranın sonuna İnşallah dayanır. Bir de bakır tepsi aldım. Ben bakır kapları severim.
Yolda rehber oyun oynayacağız dedi. Evlilik oyunu. Ali damat ve lemanın kardeşi de gelin oldu. Kına gecesini dahi yaptık. kına üstüne mumlar yakıldı, oyunlar oynandı. Yolun bir kısmını böyle geçirdik. Ali bayağı havaya girmişti.
Ya çok mu uzun olacak diyeceğim ama birkaç günü bir arada yazacağım.
Safranboludan sonra yakınındaki Yörükler köyüne gittik. Orası daha güzeldi. Cemil ipekçinin köyü imiş. Millet oradan çilek vs reçeli aldı. O bölgenin kirazı ve çileği meşhurmuş.
Bir de o köye giderken bize bir göl gösterdiler. 250 metre derinliğindeymiş. O gölle ilgili önce efsaneyi anlattılar. Şu kavuşamayan ve kendilerini göle atan, Şimdi de o çiftin yerine gezen yeşil başlı ördekler. Sonra gölü gördük. Göl demek için bin şahit ister. Sanki havuz gibi bişeydi.
Amasraya girerken Bakacak diye bir tepe var (aklıma uludağdaki o yaz geldi). Fatih amasrayı aldığında o tepeden bakmış ve demiş ki ‘lala lala çeşm i cihan bumu ola?’
Amasra safranboludan daha güzeldi. 2 gece orada kaldık. Huzur otelde. Bizim odadan deniz görünüyordu. Güzel, huzur veren bir yer, otel değil, Amasra. Akşam yemeğini yediğimiz yerde canlı müzik vardı. Şu org çalan cistak cistak türü bişey. Kafam şişti. Zaten bütün gün boyunca yoldaydık. Bangır bangır. Kaç kere kalkacağım dedim beni tuttular. Millet kalktı, göbek attı. Sonra biz asistanlar grubu (ali hariç) kalktık (peşimizden çoğunluk da kalktı) adımzı fethi ve müritlerine çıktı. Deniz kenarında nedim in yerinde çay içtik. Gece sema ile aynı odada kaldık. Ertesi gün amasrayı gezdik. Yani cumartesi. Öğle yemeğini rehberin dediği yerde yememiş olmak için kitaptan bir yer bulup oaraya gittik, çınar restaurant. Kalamarı iyiymiş. Denize sıfır, açık havada, balık, kalamar, çok güzel bir salata (burada restaurantlarda salatalar hep güzeldi) ve bir de arkadaşlar…
Rehberin götürdüğü yer oranın en ünlü yerlerinden biriymiş. Saime de gitmiş terası çok güzeldi dedi. Çeşm i cihan.
Amasra zamanında makedonyaya bağlıymış. Büyük İskender amasrayı baldızı amatrise hediye etmiş. (isim oaradan geliyor) amatrisi daha sonra iki oğlu şehri isteyip de onlara vermeyince oyuna getirip bir gemiden denize atıp öldürmüşler. Tabii nu uzun bir hikaye ben kısalttım.
Evlerin bahçelerinde hep çiçekler dikli ve evler genelde deniz görüyor. Ağlayan ağaç diye bir yer var, tepede. Orada çay içtik ve dürbün kiraladık. Millet karşıdaki tavşan adasındaki tavşanları seyretti. Ben denizde atlayan yunusları gördüm. 2 tane. Gerçi arkadaşları özellikle de gözü pek iyi görmeyen fethi yi pek inandıramadım ama neyse. Buradan manzara çok güzel ve buradaki büfenin çayı da çok güzeldi. Bu arada tekne ile gezdiğimizi söylemedim.
Amasra 2 limandan oluşuyor, büyük ve küçük liman. Küçük bir yer ama ben hala oteli zorla buluyordum. Benim gördüğüm kadarıyla sadece iş bankası vardı.
Bizi bir de akşam inkumu diye bir plaja götürdüler bartında. Ayaklarımı denize soktum. Güzel bir yerdi. Akşam yemekten sonra hemen kalktık ve kızlarla gezindik. Çay içtik, sohbt ettik. Fethi ve ali hoca ile Yunanistan Türkiye maçını seyrettiler. Maçtan sonra kızlar gittiler. Biz geceye devam ettik. Nedim in yeri 2 de okey oynadık. Ağvadaki gibi fethi ile biz beraber oynadık. O bu işten hiç anlamıyor ben de tam öğrendim diyorum oyun bitiyor. Ama eğlendim. İstanbula döndüğümüzde bir kez de orada oynamaya karar verdik. Otele döndüğümüzde sema ile biraz konuştuk. Daha doğrusu o kitabını okudu ben konuştum. Sinir krizi gibi bir müddet güldüm. O beni ağlıyor zannetti. O günümün bitişi çok güzel değildi. Kötü bişey olduğu için değil.
Sabah millet erkenden kalkmış, hoca bizi kaldırmaları için cengiz ağabeynin kızı defne ile lemanın kızı emineyi yollamış. Çocuklar kapıyı yumruklayıp sonunda da kapıyı açtırmayı başardılar. Kendimi samsunda evde gibi hisstettim. Kalkamadığımda annem Muhammedi daha küçükken de ayşenuru yollardı. Teyze kalk deyip dururlardı. Teyzeyi kaldırmak o kadar kolay mı? Yatağa çekip bir müddet kımıldamadan yatardım. Sonunda yeğen dayanamayıp teyze ben gideceğim derdi.
Devreğe uğradık. Baston yapımını gördük. Sapancada çay molası verdik. Sema ile hamakta yattık.
Akşam 6 gibi sema ile Göztepe köprüsünde inip eve geldik. Tiyatroya gidemedik çünkü Rumeli hisarında tiyatro ayın 20 sinden sonra başlayacakmış. Akşam pizza hut tan yemek söyledik. Sema hocaya kolye yaptı. Çay içtik ve yattık.
Sabah sema kafasını kapıya çarptı. Alnı sağ taraftan fındık kadar şişti. Onu hiç öyle görmemeiştim. Nerdeyse ağlayacaktı, çok sinirliydi. ( semayı şimdiye kadar hiç ağlarken görmedim, acılarını paylaşmayı sevmiyor. Ben ise salya sümük ağlarım ve acımı da sevincimi de paylaşmayı isterim. Sevinci de üzüntüyü de fazlasıyla yaşarım)
Sbah hastaneye gidip ameliyathaneye girdim. Tam ilk hastayı uyutacağız, melih geldi. Meğer bugün melih çalışıyormuş. Programı değiştirmişler. Ben Salı günü çalışıyormuşum. Günüm boşa gitti. Biraz kütüphanede çalıştım. Zümrütten resimleri aldık. Hepsi harika çıkmış. 3 makara. Bir makara da fethide var.
Akşam saime ile capitolde buluştuk. Bana geçmiş doğum günüm için hediye almış. Marks spencer dan. Ne olabilir ki? Heheh. Bana bakıp sen kilo mu aldın dedi. Aldım ama eve gelince hediyesini denedim, çok şeker. Fena olmadı. Ama düşünüyorum acaba bir büyüğünü mü alsam?
Ya bir İstanbul masalında esengülün dediği her şey oldu. Nerden öğrenmiş bu kız bunları?

8 Comments:

At 7/6/05 00:51, Anonymous saime said...

bence değiştirmeyip zayıflamayı dene nede olsa aklından geçenlert olursa tombul bir kz olarak görünmek istemezsin heralde dimi...............

 
At 7/6/05 00:54, Blogger zekiyee said...

hheheheheh. ya ama ben zaten 10 değil, 12 beden giyiyorum. daha rahat oluyor. her zaman 10 içine sığdım ama daha rahat olsun diye 12 aldım.

 
At 7/6/05 01:03, Anonymous saime said...

rahatlığı boşver hangisinin içinde s..i görünürsün onu düşün....

 
At 7/6/05 01:05, Blogger zekiyee said...

aman Allah ım buraya o kadar rahat yazma. herkes bilmiyor bu sayfayı ama tanıyan birileri okursa iyi olmaz.

 
At 7/6/05 21:35, Blogger ak said...

yuh yani...saime ve zekiye eksik kalan bosluklari da doldurun da okuyup da anlamaya calisanlari zahmete sokmayin:)
zekiye ben senin gezini elestiriyor muyum??gelip incimercana ne oyle atip tutuyorsun??ya zekye ben seni,handani,esengulu,didoyu,leylayi,sebahati,aysegulu ve baska bir cok kisiyi cok ozledim.....aglicam yaaa...

 
At 8/6/05 17:31, Blogger esengul said...

ben bilirim:)

 
At 8/6/05 17:31, Blogger esengul said...

ben bilirim:)

 
At 9/6/05 23:30, Blogger pınar said...

amasraya ben de gitim. blogumda da yazdım zaten. güzel bir yer. ama safranboluya gitmedik. zaten sizin dediğinize göre amasra daha güzelmiş. seneye okul gezisinde de safranboluya gidelim diyoruz.

 

Yorum Gönder

<< Home