ben bir küçük cezveyim

köşe bucak gezmeyim

Cuma, Aralık 02, 2005

Çok güzel iki gün geçirdim. Dün tezimi cengiz abiye son kez gösterdim ve onay aldım. Bu hafta İnşallah bastıracağım. Sema illa nişantaşına gidelim diye tutturdu. Nöbet sonrası gitmek biraz zor geldi ama tamam dedim. Mağazalara girdik çıktık, bişey bulamadık. Sonunda bu ne yaw böyle, biz bu sezon daha bir kırık iğne almadık, bişey alamayacak mıyız? O bir etek aldı, bayağı güzel bir etek. Perşembe günü giymeyi planlıyordu. Ben de bir etek giydim, çok güzel oldu ama benim için fazla kısa. Giymem için altına bir sıra daha fırfır eklenmesi gerekiyordu. Çizmelerimi tamire bıraktık (yani yakında bir kere daha nişantaşına gitmemiz gerekiyor). Tikeye gittik. her zamanki yerimize oturduk. burası her zaman boş oluyor, dilediğimz gibi gülüp eğleniyoruz. Yedik, içtik, bayağı konuştuk, güldük. Çok iyi geldi, uzun zamandır yapmadığımız için birlikte bişeyler yemeyi ve konuşmayı özlemişim. Benim buna ihtiyacım varmış. Zaten damarıma basmadığı müddetçe (damarımı çok iyi bilir) onunla konuşmak bana iyi geliyor. Ben her zamanki gibi beşiktaşa inmek istedim. O illa taksime yürüyelim dedi. Harbiyede karanlıkta, onun elinde sigara konuşarak, bazen gülerek yürüdük. Hava da öyle güzeldi ki, ne çok sıcak ne çok soğuk. Hele de bu yürüyüşü iyiki de yapmışız. Meydana geldiğimizde hadi dedim, her zamanki gibi noktayı taksim square (semaya göre suare) kafede türk kahvesi ile koyalım. Her zaman yaptığımız gibi gidip cam kenarına oturduk. 1 saat kadar da orada oturduk. eve geldiğimde aliye vardı, onu seyredip yattım. Pardon bir de eve geldiğimde handanı aradım beyazıta İstanbul üniversitesinin rektörlüğüne gitmek için. Farmakoloji bitirme yazım il sağlık müdürlüğünde yok diye onu almaya gidecektim. Handan tamam dedi, ak’yı aradım, o da tamam dedi. Sabah kalktım canım biraz yürümek istedi. Aşağı köşeye kadar yürüdüm ve bayağı bekledim. handan ile haluk gelip beni aldılar. Haluk’u yıldıza bırakıp arzuyu almaya gittik. ak da gruba eklenince mercana gidip arabayı bıraktık. Önce çemberlitaşta cennette gözleme yedik. Çay içtik, saz takımı çalmaya başlayınca kalktık. handan rektörlüğe gitti, bzi arzu ile beyazıttaki camiye gittik. daha önce hiç gitmemiştim. Güzel bir camii imiş. Handan sağolsun işi halletti. Hep beraber kubbealtından bissürü kitap aldık. ben her zamanki gibi samiha ayverdinin kitaplarını aldım. kubbealtının 3 yada 4 ciltlik sözlüğü çıkmış, trt2 de okudukça programında da gördüm. bir daha ki sefere onu almayı düşünüyorum. Çıkışta adamın ne kadar şanslı olduğundan, sımsıcak yerde, kitaplar içinde çalıştığından, dışarı çıkınca (Namık kemal müzesinin olduğu yer) bahçenin ve binanın da çok güzel olduğundan konuşup durduk. Karnımızın acıktığını fark ettik ve Sultanahmet köftecisine yöneldik. Yolda ayşegülü aradık, çıkışta ona gitmek için sözleştik. Köfteciye varmadan Atikali Camii’ne girdik. Ben aslında Süleymaniye’ye girmek istiyordum ama bugüne kısmet değilmiş. yürürken ben her zaman yaptığım gibi ilk asistanlığa başladığım yıl, tramvayda giderken hiç beklemezken sultanahmeti gördüğümde duyduğum heyecanı anlattım. Ama biliyorum ki kızlar bu hikayeyi benden 40 kere dinlemişlerdir. Ne yapayım acayip mutlu olmuştum ve o gün Sultanahmet gözüme muhteşem gelmişti. Gerçi bugün de öyleydi. Gerçi (ne çok gerçi dedim) ne zaman muhteşem değil ki? köftelerimizi yedik. Neden çay vermiyorlar diye aramızda söylendik. Beyazıta gelmeden büfelerden birinde dışarıdaki masalara oturup nar suyu içtik. Çok güzeldi. Daha önce hacı abdullahta ve darüzziyafede nar şerbeti içmiştim ama nar suyu hiç içmemiştim. Tramvay yolu üstünde bissürü büfede portakal suyu gibi gözünüzün önünde sıkıyorlar ve insanlar içiyorlar. Neyse giderken gözümüz kalmıştı ve biz de geri dönerken içtik. Bir kez daha kubbealtına uğrayıp (handan benim aldığım kitaplardan birinden aldı) arabaya gittik. söylemeyi unuttum, yol boyunca handanla bayağı eğlendik. Mecidiyeköydeki cappy reklamının üstündeki dallı budaklı elmalar bizi bayağı meşgul etti. Yolları zorla bulduk. Sonunda bugün ikimizin bir adam ettiğinde karar kıldık. Ayşegüle gittiğimizde çayı demlemişti. Çay içtik ve her zamanki gibi evinde bissürü tatlı vardı. En çok nokulu beğendik. Saatlerce sohbet ettik. Ayşegül blogların hepsini takip ediyor, tanımadığı yok. blgolardan konuştuk, ayşegül jujubeyi sordu nerelerde diye. duyuyor musun jujube? Ayşegüle gitmek ve orda sohbet çok iyi oldu, en çok da benim için. Mecburi hizmet hakkında konuştuk, hayatımdaki zorluklar hakkında. Dün rahatlamıştım ama bugün ilaç gibi geldi. Aynı dili konuştuğun insanlarla birlikte olmak ne güzel. Evet ben gözümde çok büyüttüm, kabul ediyorum. Çok korktuğumda doğru ama henüz şartları görmedim. Ayşegülden çıktığımda içim ferahlamıştı. Allahım sana şükürler olsun. Yolda ‘bana neler oldu? Ben mızmzı bir kız değildim. Samsunda tamam bütün şlerimi birileri yapıyordu ama 5 yıldır her işimi kendim hallediyorum ve Allaha şükür güçlü kuvvetli bir kızım. Ne oldu bana neden böyle sürekli ağlayan, korkak (semanın deyimiyle her işini kocası halleden evli kadınlar gibi) bir kıza döndüm? Benim kocam yok, kime naz yapacağım? Kime ağlayacağım? Neden böyle yapıyorum? Sonra dedim ki yeter zekiye kendine gel! Eskisi gibi gül! Eskilerden birinin dediği gibi kızmak sana yakışmıyor, gülünce güzel oluyorsun. Dün ve bugün zaten o kadar çok güldüm ki, hele cennette arzu konuşmaya çalışırken handanla sürekli kahkaha atıp duruyorduk. Sonunda kız durup bizim gülmemizi bitirmemizi beklemek zorunda kaldı. Arzuyu teyzesine bıraktık sonra da handan beni bıraktı. Tv karşısında bunları yazıyorum. Birazdan yatacağım.

3 Comments:

At 2/12/05 10:11, Blogger denizkızı said...

gülmek sana yakışıyor,yazından bilem anladım bunu:))hep gül,hep içini ferah tut,Allah yardımcın olacak emin ol,hem bunun için bir kocaya hiiiiç ihtiyacın yok,hakikaten güçlüsün sen,ohhh be sen rahatladın ya artık ben de rahatım.
Sanal denizkızı:))

 
At 2/12/05 14:05, Anonymous Jujube said...

Ne tuhaf degil mi, sanki ben de sizinle camilere girdim ciktim, yedim ve en önemlisi "cay ictim", vallahi yaziyi okuduktan sonra kendimi mutlu hissettim, sen beni güldürdün Allah da seni güldürsün Zekiyeeciim. Eskiden neredeyse her Cuma "zuhurat Baba"ya takilirdik ögle arasinda. Arkadasim koca bulmak ben de cocuk sahibi olmak amaciyla... Ne günlerdi... Neyse, komsum Bärbel kahveye cagirdi, cok da nankör olmayayim, burda da arkadaslarim var, ama eski hayatimi cok ariyorum... Ben de aslinda sürekli bunalimda bir tip degilimdir, ne zaman söyle agiz tadiyla bunalima girecek olsam esim hemen sezip alisverise cikarir ben de bunalimi ertelerim... Cuma'niz mübarek olsun, artik susuyorum (Yalniz Alman kadinlari gibi geveze yoktur herhalde, ben de kendimi geveze saniyordum, onlara yetismek imkansiz)

 
At 5/12/05 18:54, Blogger zekiyee said...

amin jujube Allah hepimizi güldürsün

 

Yorum Gönder

<< Home