ben bir küçük cezveyim

köşe bucak gezmeyim

Salı, Nisan 05, 2005

bilmece bildirmece

Eve nihayet gelebildim. Bugün iki tane tez vakam vardı. Onlar yüzünden akşama kadar hastaneden çıkamadım. Bir de hastaları memnun edebilsem neyse. İkisi de uyumak istemiyordu. Belden aşağısı uyuşsunmuş. Biz de nasıl işimize gelirse hastayı o yönde ikna ediyoruz. Bir tanesi çok memnun kaldı (dün uyumak istemeyen). Allah razı olsun deyip durdu. Ama diğeri bana bayağı serzenişte bulundu. Gerçi benim ne suçum var, ameliyat masasına gelmiş, malzeme yok bişey yok ve ben o saate kadar sırf onun için beklemişim, beni uyutmasaydınız diyor. Halbuki onun şikayetleri (bulantı ve titreme) spinalde de gözüküyor, hem de eğer olduysa çok daha rahatsız edici. Aslında o kadar da ilaç yaptım niye geçmedi anlamadım. O adamda garip birşeyler vardı zaten.Ya ben alışık değilim öyle hastalarımın memnuniyetsiz kalmalarından o yüzden de bayağı canım sıkıldı. Akşam hastaneden çıktım. Gümüşsuyuna kadar dolmuşa yürürüm diye düşündüm. Bugün bir taksi hakkım var (ikincisini aklıma getirmemeye çalışıyorum, euro bozdurmak istemiyorum, çünkü geçen bozdurdum peşinden hemen döner yattı. Hem dün döner söylentisi başladı, belki de yakında yatar.) onu karşıda kullanmak istiyorum. Tempolu bir şekilde kendimi iyi hissetmeye çalışarak Belçika konsolosluğuna kadar yürüdüm ve aklıma cep tel im geldi. O küçücük çantama kaç defa baktım. Ceplerime baktım, yok, yok. Soyunma odasında unuttum. Çalınmamış olsun diye dua ederek geri gittim ama nerdeeee telefon yerinde yok. Didem geldi. Tel imi çaldırdı. Çaldı, ses üstümden geliyordu. Çorludan arzu ile aldığımız küçük kesemin içine koymuşum. Nerede olduğunu bilmek yine de keyfimi yerine getirdi. Büyük bir inatla ve bu sefer yüzümde bir tebessümle, baharı hissederek (ama tempolu değil) yürüdüm. Hava ne güzel, İstanbul ne güzel. Üsküdar’da market alışverişimi yaptım. Saime aradı akşam arkadaşlarıyla üsküdarda balık yiyeceklermiş, davet etti. Ama kabul etmedim, çünkü eve gidip doğruca yatacağım. Uyandığımda aliye başlıyordu. Kendime mantarlı bir salata yaptım ve bil. Başına oturdum. Yarın çapaya gideceğim 1 saatliğine. Seminer dinleyip döneceğim.
dün yonca bir bilmece sordu. ameliyathanede kimse bilemedi. ben hariç. aslında çok basitti. bir baba oğul kaza geçirirler ve baba ölür. çocuğu acile kaldırırlar. çocuğu muayeneye cerrah gelir, 'aaaa oğlum' der. cerrah çocuğun nesi oluyor?

3 Comments:

At 6/4/05 00:02, Blogger zekiyee said...

Arzucum aliyeyi de anlatmamı istiyor muydun? Ben anlatayım. Aliye evine döndü. İstanbulda sinanın aldığı eve. Ama birlikte olmuyorlar. Sinan sürekli leyleyle birlikte. Edirneli adam leylayı sömürmeye bakıyor. Deniz aliyeyi özlüyor. Dayı eski karısı hasta olduğu için eve aldı. Nişanlısı kıskanıyor. Aliyenin nişanlısı kahramanla birlikte. Aliyanin kayınvalidesi yine ist. da aliye ile uğraşıp duruyor.
Çemberimde gül oya da ise kocasının organlarını bağışladı, yani ventilatörden ayrıldı ve adam öldü. Bu aralar pansiyonda yaşayan oğlan çocuğu var ortalıkta. Büyümüş ve almanyadan dönmüş. İşi orda kaldı galiba. Ama sanırım (dedim ya tam seyretmiyorum) ya ben isimleri niye hatırlamıyorum. Kadının ha nurhayat mıydı? Adı. Nurhayatın kızını seviyor. Şu pavyonda çalışan kadının kocası öldü. Kadın pavyona geri döndü. Bu bölümde nurhayat şimdiki zamanda onu pavyonda arıyordu. Başka da ne oldu hatırlamıyorum

 
At 8/4/05 23:44, Blogger ak said...

almanyadan gelen o cocuk hani firlama kadin vardi ya suna onun oglu..kanald de okudum..benden al haberi..gerci misirdaki patlamayi senden ogrendim ama olsun..arada bir ben de feyk atayim:))

 
At 8/4/05 23:45, Blogger ak said...

aa simdi dikkatli okuyunca ayni cocugu kastettigimizi farkettim...afedersin ya...lev semaht anisa(misir arapcasinda afedersiniz hanfendi dedim:))

 

Yorum Gönder

<< Home