ben bir küçük cezveyim

köşe bucak gezmeyim

Perşembe, Temmuz 14, 2005

doçent

taksimde nöbetçiyim. iki vaka ile başladık. Allah sonumuzu hayır etsin İnşallah. benim nöbetlerim genelde kötü geçer. bol aksiyonlu, ameliyat üstüne ameliyat. bıçaklananlar, kurşunlananlar hep beni bulur. bugün çok çömez biri ile tutuyorum. riskli vaka gelirse benim çalışmam gerekecek, o yüzden de taksim civarındaki herkesin sağlıklı olması için dua ediyorum.
sabah kbb hastalarından biri yüzünden hocadan ufak çapta bir fırça yedim. 'bu hastayı normalde kesinlikle uyutmaman gerekir, ne demek sorumluluğu cerrah alıyormuş? sorumluluk bizde' dedi. sanki hoca bana uyut demese ve sorumluluk da bende olsa uyutur muyum? acil ameliyat değil ya beklesin bir kaç gün, olur ameliyatını. önce uyut diyor, sonra da gelip bana kızıyor. sema geç vakitte geldi ve bize kahvaltı getirdi. hoca geldiği için ağız tadı ile yapamadık.
öğlen yemekte ayşegül aradı. nerelerdesin diyor. sık nöbetim vardı dedim. bir hafta sonu handanla diğer kızları da topla, bana gelin diyor. İnşallah diğer hafta sonu dedim. arzuyu sordu. ne zaman geldiğini bilmiyorum dedim. bir kaç soru sordu, özel hayatımla ilgili. evet, hayır diye cevap verdim. yanımda birilerinin olduğunu anladı ve fazla uzatmadı.
sertan geldi şimdi, gece nasıl yatılacak, hangi odada kim yatacak diye kavga ediyoruz. mail yazdığımı zannediyor. sevgiline mi diyor. doçente. sema ilk önce ona sonra da meraklı başka arkadaşlara samsunda doçent sevgili hikayesi uydurdu. bizimkiler de saf saf inandılar. ayrıntıları anlatmıyoruz. zaten ben hiç anlatmıyorum da sema da fazla ayrıntıya girmiyor. mersedesi olan, samsun ürolojide doçent, babamın kiracısı. bana sorduklarında kesin belli olmadan konuşmak istemiyorum diyorum. sema çok iyi senaryo yazıyor. şu son 2-3 aydır yaşadıklarımı anlattığımda ak ın yorumu sema neden dizi senaristi olmuyor oldu. handan ve haluk da bunu desteklediler. onun sayesinde bayağı eğlenceli günler geçirdik.
şimdilik bu kadar. nöbetin ilerleyen saatlerinde yazarım.
22:00. cengiz abinin odasındayım. bunaltıcı bir hava var. sıcaktan ve nemden yapış yapış oldum. sol ayağım kaşınıyor ve sağ gözüm sürekli seyiriyor ve de canım sıkılıyor. blogların altını üstüne getirdim ama hiç keyif almadım.
kamile ve yeni çocuk apandisite gittiler. leman karşımdaki deri kanepede uzanmış roman okuyor. 1-2 saatliğine yatmak için yan odadaydım.. telefonu titreşime aldım ama benim uykum öyle hafifki muhakkak titreşimi dahi duyuyorum. uyutmadılar. sema da nöbetçi. sürekli aradı. canı sıkkın. yarını düşünüyor. izin alıp gitsem mi diyor. bilmiyorum ne yapacak. İnşallah canı çok sıkılmaz.

bloglardan birinde bir yazı buldum çok hoşuma gitti. ben de aldım buraya da koydum. arada okurum. (antikuntiden)

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. “o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin. demeyeceksin işte. yaşarsın çünkü. öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın. ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden. çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.sahiplenmeyeceksin o kadar.
senin değillermiş gibi davranacaksın.hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davaranacaksın.çok eşyan olmayacak mesela evinde. paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları…mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. “o benim.” diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin… mesela gökkuşağı senin olacak. ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.ilişik yaşayacaksın.ucundan tutarak.
Can Yücel

6 Comments:

At 15/7/05 09:22, Blogger Koyubeyaz said...

Aslinda sabah gelipde yaziyi okudugumda gulumsedim. Hep sakalar gercek olur diye. Acaba dedim Dokto Hanimcimin gercekte bir docenti varmi diye de dusunmedim degil itiraf ediyorum. Cunku genelde kucukde olsa bulgulari olan seylerin uzeirne senaryolar yazilir. Genelleme yaptim sana uymasi mumkunde olmayabilir. Asagidaki yaziya gelince sevmek bir dugmeyi cevirerek olan bir sey degilki. Dugmeyi az cevirince az cok cevirince de cok sevesin. Birden puf diye olan bir sey. Ve insan bir sevdimi zaten baglanir, zaten sahiplenir, zaten kiskanir ve zaten cok korkarsin. Iste bu yuzden birini sevipte sevgiye kollarini actiginda herseyi bastan kabul edip 1-0 yenik basliyorsun demektir.

 
At 15/7/05 10:42, Blogger zekiyee said...

evet haklısın 1-0 yenik. kolun kanadın kırılıyor. korkuyorsun, kıskanıyorsun, acı çekiyorsun.
doçente gelince doçent değil ama...

 
At 15/7/05 10:42, Blogger zekiyee said...

evet haklısın 1-0 yenik. kolun kanadın kırılıyor. korkuyorsun, kıskanıyorsun, acı çekiyorsun.
doçente gelince doçent değil ama...

 
At 15/7/05 15:05, Blogger Deniz said...

Ay zekiyecim, biz de anliyoruz, son iki haftadir bir hal oldugunu uzerinde, aglamalar, uyuyamamak falan? Anlat, biz rahatlayalim sen de?

Hem o kadar ayrintili senaryo yazimlarinda hep olur bir miktar gercek, hakli koyubeyazcim.

Eh hadi, anlat.

 
At 15/7/05 21:28, Blogger zekiyee said...

ilahi deniz beni bayağı güldürdün. anlatmayı isterdim ama anlatamam. tanıdık birileri görürse benim için de başkası için de iyi olmaz.
ağlamalar tamam da uyumamanın bununla alakası yok.
şimdilik bir sorun yok.ağır adımlarla ilerliyoruz.

 
At 17/7/05 17:45, Blogger ak said...

acaba can yucel bunu basarabiliyor mu???

 

Yorum Gönder

<< Home