ben bir küçük cezveyim

köşe bucak gezmeyim

Çarşamba, Ağustos 03, 2005

Jemaliah Abdulhamid

İki günlük nöbetin ardından evdeyim. İlk nöbetim korkunçtu. Dediğim gibi çömezim karantinaya gitmedi ve 19-21 arası ben çalışmak zorunda kaldım. O kadar çok hasta vardı ki, bir tanesini muayene etmek için boşyere geç karnını aç diyorum. Sonra o arada başka hastaya bakarken, içerdekini unutuyorum. Diğerleri geliyor, bize ne zaman bakacaksınız diyor. Bu arada hemşire hastanın biri ile kavga etti. (Hemşire de hasta da çok normal) hasta yakını hemşireye beni örnek gösterdi. (ben başka bir hasta ile ilgilenirken) ‘Bak doktor hanım hastaya nasıl davranıyor, güler yüzlü ve hiç kızmıyor falan.’ Gerçi sonunda beni de kızdırdılar. Neyse akşam ve hatta gece sürekli ameliyat vardı. Zavallı kamile hiç oturmadı. Ben bir ara yattım ama ya kamile ameliyathaneden bişey danışmak için arıyor, ya birileri (ablam ve arkadaşım) tel açıyor. Sonunda saat 2 oldu ve kalkıp tekrar çalıştım.3 saat. Gece brezilyalı genç bir adam geldi. Cumartesi bara gitmiş. Sonra kendini otelde bulmuş. Hiç bir şey hatırlamıyorum. Odada bu filmleri buldum. Ogün buraya gelmişim. Bana ne olduğunu öğrenmek istiyorum diyor. O anlatırken çok iyi de. Ben uzun zamandır İngilizce konuşmamışım.( Haftaya konuşmaya başlayacaktım, bu hasta da nerden çıktı? ) zar zor anlattım. O gün para vermemişsin dedim. Tınmadı bile. Filmlerini de alı ve gitti. Benim için de tatile çıkmadan pratik oldu. Gerçi kapı gibi berat(erkek kardeşim) ve Alparslan (amcamın en kıymetli torunu) varken ben ne konuşacağım. Kız kardeşimle parise gittiğimizde (o İngilizce öğretmeni) ağzımı açıp da doğru düzgün hiç konuşmamıştım. Alp 3 yıl ingilterede kaldı. Güya üni de okudu. (gidip amcamın gönderdiği paralarla üide okuyorum diye marka kıyafetler almış. Gucci, prada. Amcam okumadığını öğrenince zorla geri getirtmişti, onu.) berat da ise İngilizce, almanca, İspanyolca. Daha ne isteyeyim. Sabah semanın ısrarlarına rağmen kahvaltıya çıkmadım. Ameliyathane soyunma odasına çıktım ve biraz da orda yattım. Sema geldi, zorla kaldırdı. Çok kötü gözüküyormuşum. Duş alınca kendime geldim. Hastanede banyo yapmaktan daha güzel bişey var mı acaba? Reklamlarda diyor ya insan kendini yenilenmiş gibi hissediyor. O gün işim olmamasına rağmen nöbete gideceğim için sema ile boşuboşuna hastanede vakit geçirdik. Hava o kadar bunaltıcı idi ki poliklinikte klima var diye birkaç saati orada oturarak geçirdik. Sonra dışarı çıktık, istiklalde pizza hutta salata ve pizza yedik ve nöbete gittim. Birkaç saat uyudum. Hastalar çok problemli değildi. 2 kere yoğun bakıma gittim. Gece de sadece 2 kere telefon açtılar. Sahi şimdi hatırlıyorum. 2 kere değil, 4 kere aradılar. 2 kere yoğun bakımdan, 2 kere de ortopediden ağrısı olan bir hasta için. Akşam da uyuduğum için 4 telefon önemli değildi. Sabah kalkıp kendi hastaneme döndüm. Erkenden ameliyathaneye indim. Hastalar erken geldiler. Diğer uzmanlar gelmeden hastaları uyuttuk. Bugün 2 tane hastaya epidural taktım. (koyubeyaz merak etme aklımdasın, ağrısız doğumu boş vaktimde yazacağım. mail adresin masamda, önümde. nasıl olsa daha çok vaktin var.) Sertan tuttu mu diye sordu. Heralde yani dedim. O da çok alçak gönüllüyüz dedi. Güldüm. Ama 2. hastamınki çok iyi olmadı. Lokal anestezik de yapılmak zorunda kalındı. Esra hanımın dediğine göre problem bende değil, hastadaymış. Bana bu 2 epiduralden sonra tam gaz uzakdoğuya gidersin dedi. Artık hergün çalışmadığım için, uzun zamandır yapmamıştım. Çok iyi oldu. Bu arada sema acil sectio yüzünden çok sinirliydi. Biraz tartıştık. Biz zaten bir arada çalışmayı sevmiyoruz. Kavga ediyoruz. Sadece epidural yaparken bir arada olduğumuzda birbirimize yardım ediyoruz, iyi oluyor. Onun dışında bir arada olmasak daha iyi. Kızmakda haklıydı ama yanlış kişiye (bana) kızıyordu. Benim altımdakilerin kafası organizasyon işine yatmıyor, kafaları almıyor ve fazla sorumluluk sahibi de değiller.
Yarım günlük çalışmadan sonra yemeğimi de yiyip hastaneden ayrıldım. Eve gelince hemen yattım. 2 saat sonra sema aradı. Ayakkabısının çiçeği düşmüş ve aramış taramış bulamamış. Galeriaya gitmiş. Ayakkabı % 50 inmiş. Yeni bir tane alıyorum, numaranı söyle sana da alıyorum dedi. Sonra da uykum kaçtı ve onunla telde muhabbet ettik.
Jemaliah abdulhamid kız kardeşimin ingilterede tanıştığı, Malezyalı bizden bayağı büyük bir bayan. 1996 da gelip bizde kalmıştı. (1996 da 36 yaşındaydı. Şimdi bilmiyorum)daha doğrusu 96 mı 97 mi bilmiyorum. O bizdeyken prenses diana ölmüştü. O zaman onunla aynı yaşıttı. Cenazeden 1 gün evvel londraya yolcu etmiştik.Erkek kardeşim istanbulu biz de samsunu gezdirmiştik. Bizim çayı ve sarımsaklı kızartmayı ve cacığı çok beğenmişti. Ablam da ona o aman sarımsak vermişti. İngiltereye döndüğünde bir grup arkadaşı evine gelmiş. O da onlara cacık yapmış. Neyse ablam jemaliah ya göndermek için çaydanlık almak istiyordu, alamamış. Bugün migrostan sema ufak bir tane bakacaktı. Tabii ablam da 2 paket çay yolluyor. İnşallah Jemaliah nın işi müsait olur da bizi gezdirir. 1996 da 10 yıl malezyada öğretmen olarak çalışmış ve yine kendi ülkesinde milli eğitim bakanlığında bir kadının gelebileceği en üst mevkide 5-6 yıl çalıştığını söylemişti. Zaten kız kardeşimle tanıştığında ingilterede doktora yapıyordu. Bu arada jemaliah bekar. O geldiğinde tarkanın yeni kaseti çıkmıştı. Beğenmişti. Sertapla kocası da yeni boşanıyorlardı. Levent yüksel etrafta ağlanıp duruyordu.
Kız kardeşimin düğün resimlerini bavulun yanına koydum, unutmamak için. Jemaliah kız kardeşimi görünce tanıyamayacak. Tabii ablamın, yeğenlerin de resmini götüreceğim. Bütün sülalemizle tanışmıştı çünkü.
Görüldüğü üzere tatil moduna girdim. Yalnız daha bir parça bile ütülemedim. Bavulu nasıl hazırlayacağım bilmiyorum. Yarın berat ve alp geliyorlar.
Ak pazartesi istanbula geldi. Daha doğrusu türkiyeye. Handanla, haluk karşılamaya gitmişler. Daha kimler vardı bilmiyorum. Dün de Ayşegül çorluda erkek kardeşinin yanındaydı. Arzuyu ziyaret edecekti. Heralde görüşmüşleridr. Ben dönene kadar annesi ile ve yeğenlerle hasret giderecek, sonra istanbula gelecek. Öyle anlaştık.
Yazacak aslında başka şeyler de var ama ben artık gidip eşyaları toparlamaya başlayayım.

7 Comments:

At 3/8/05 19:35, Blogger yuvakuran said...

Cok hos bir gunluk. Tebrikler, nobette kolay gelsin, selamlar

 
At 4/8/05 09:36, Blogger Koyubeyaz said...

Doktor Hanimcim beni unutmadigini biliyorum zaten :))) Bu aralar herseyi yogun yasiyorsun yine. Birde ben uzakdoguya gideceksin saniyordum fikir degistide Ingiltereye mi gidiyorsun hayirdir?

 
At 4/8/05 15:41, Blogger pirik said...

zekiye, kayınpederim cmt ameliyat olacak...mesanede tümör var, mesaneyi alıp bağırsaktan yeni kese yapacaklarmış...daha önce 2 kere sisteskopi yapılmıştı...bu tür hastalıkların ameliyat sonrası seyri ve tedavi kolaylaştırıcı yapılması gerekenler ile ilgili senin görüşlerini almak istedim...daha önceki postlardan bununla ilgili bir çalışma içinde olduğunu anladım (belki de yanılıyorumdur)
pirikpirik@hotmail.com

 
At 4/8/05 19:32, Blogger zekiyee said...

öncelikle merhaba pirik. 2 kere mail yazdım ama gönderemedim. hata raporu veriyor. ben de buraya yazmaya karar verdim. benim bahsettiğim hastaların ameliyatları çok daha kolay ameliyatlar. 1 en fazla 2 saat sürüyor. senin kayın pederinin olacağı ameliyat ise çok daha uzun sürer. daha radikal bir ameliyat. hastaların yaşam kaliteleri ve ömürleri hakkıknda hiç bir fikrim yok. İnşşallah geri döndüğümde bizim ürologlara gidip sorarım. çok geçmiş olsun, kendine dikkat et. döndüğümde görüşürüz.

merhaba koyubeyaz seni görmek ne güzel, jemaliah dan o kadar çok bahsedince sen de ingiltereye gidiyorum zannettin tabii. jemaliah artık malezyada kendi ülkesinde yaşıyor. bankong-pattaya-kualalumpura gidiyoruz.kendine dikkat et, döndüğümde görüşürüz.

yuvakuran çok teşekkür ederim. insanların güzel yorumları sayesinde bugüne kadar gelebildim.

 
At 4/8/05 20:36, Blogger zekiyee said...

yuvakuran, hacı abdullaha 2 sene önce bir iftarda gitmiştik. 3 arkadaş 100 milyon ödemiştik. sertan içine oturmuştu. hala bu kızlarla yemeğe gidilmez diye söyler. halbuki hesabın çoğunu biz ödemiştik.
yanyalı fehmiye gelince adını gazeteden yazmıştım. hatta daha bu sabah çekmecede kağıt gözüme ilişti. muhakkak gideceğim.
bugün mısır çarşısından geçerken sema pandelliyi gösterdi. sanırım deniz tavsiye etmediğini söylemişti. orayı listemden çıkardım. nişantaşında da karnımız acıktığında kırıntıya, çok acıktığında tikeye, eğer ben ağlayacaksam çiçek ızgaraya gidiyoruz. dediğin yeri ve yemekleri de deneyeceğim, teşekkürler.

 
At 4/8/05 20:41, Blogger zekiyee said...

kanaat lokantasına da arzu ile gitmiştik. ne sorsak yok demişlerdi ve yemekler de soğuk gelmişti. ama ben yine de oranın dondurmasının çok güzel olduğunu duydum. gidip denemek istiyorum.

 
At 4/8/05 20:42, Blogger zekiyee said...

jujube ortalıklarda yoksun. sana hoşçakal demeden gitmek içimden gelmedi. kızlarını benim için öp. eşine selamlar. hoşçakal

 

Yorum Gönder

<< Home